¨ Bilindiği üzere Nahçıvan, Türk Dünyası’na açılan kapı ; Urmiye ise Batı Türkeli’nin yüreğidir. Nahcıvan – Urmiye hattının kapatılması, Türk Dünyası’na açılan kapadığı kapayacağı gibi Batı Türkeli’nin de yüreğine hançer saplanması anlamına gelir. Batı Türkeli olarak tasvir edilen, Kafkasya ve Horasan’dan başlayıp Hazar’ın Güney’i ve Batısı’ndan uzanıp, Kıbrıs, Balkanlar, Türkiye ve Kerkük’ü kapsayan ağırlıklı olarak Oğuz Türkleri’nin yaşadığı bölgenin tam orta hattında bulunan Urmiye’den iyi haberler gelmemektedir.
Türkiye’de siyasi oyunlarla milli devletini kaybetme eşiğine gelen Türk Milleti’nin Azerbaycan ve Kafkasya kolu; binlerce yıllık topraklarında Rus, Ermeni ve Fars oyunlarıyla eritime (asimilasyon) uğramakta, sürgün olmakta ya da azınlığa düşürülmektedir.
Olayın ayrıntısına girmeden kısaca ele alırsak. Bundan 100 yıl öncesine kadar bir Türk kenti olan Erivan’dan Türkler göçettirilmiş, bölge Ermenileştirilmiş ve bir Ermeni devleti yoktan varedilmiştir. Erivan’dan Güney Azerbaycan’a Maşed’e göçetmiş bir Azerbaycan Türkü ile tanıştığımda, hiç kimsenin dillendirmediği bu acılardan birine bizzat şahit oldum. Çarlık Rusya’sının desteğini alan Ermeniler sadece Kafkasya ve Anadolu’da değil, Güney Azerbaycan’da da büyük katliamlar yapmıştır. Erivan’dan Urmiye’ye kadar uzanan Ermeni Devleti hayallari ile hareket eden Ermeniler, Urmiye’de kanlı baskınlar düzenlemiştir. Rusların o zamanki amacı Ermeniler sayesinde, Türkiye ile Türk Dünyası arasına duvar örmekti. Ermeniler, buna büyük Ermenistan hayali ile alet olmuşlardır. Ne var ki sınırlarını istedikleri ölçüde büyütemeyen Ermeniler, SSCB dağıldığı zaman ilk fırsatta Karabağ’ı işgaletmiştir. Yani 80 yıl geçmesine rağmen ne oyun ne de oyuncular ne de hedef değişmiştir. Bugün ise Karabağ’a yerleştirecek nüfusu olmayan Ermenistan’ın bölgeye PKK’lıları ve bazı Kürt aşiretlerini yerleştirdiği haberlerini duymaktayız.
İran’daki egemen güç ise Azerbaycan Türklerini kendi varlıkları için tehdit saymakta bu sebeple İran Türklüğü’ne düzenli olarak eritim uygulamaktadır.Uygulanan başlıca sinsi yaptırımları ele alırsak;
1- 35 milyonluk Türk toplumuna, Türkçe ve kültürel haklar yasaklanmıştır.
2- Türklere “ Sizler Türkleşmiş Farslarsınız ” teranesi okunmaktadır.
3- Türk bölgelerine yatırım yapılmaması ve Türklerin zorunlu iktisadi göçe mecbur bırakılması Şah döneminden günümüze süregelen Fars siyasetidir. Bir zamanlar İran’ın birinci büyük kenti olan eski başkent Tebriz, bugün yedinci sıraya gerilemiştir.
4- Türk nüfusunun ağırlıklı olarak yaşadığı ikinci büyük kent olan Urmiye’de yaşamsal önem taşıyan Urmiye gölü, dere yataklarının değiştirilmesi ile büyük ölçüde kurutulmuştur. Urmiye gölü’nün kuruması sonucu, tarım, hayvancılık ve balıkçılık ile geçinen insanlar işsiz kalmış ve Fars ağırlıklı bölgelere işci olarak göç etme zorunda bırakılmışlardır.

Gerek Nahcıvan’dan gerekse Urmiye’den gelen haberler pek de iç açıcı değildir. Kendisinin de Kürt olduğu söylenilen Haydar Aliyev zamanında Nahcıvan’a Kürtler yerleştirilmiştir.Nufüs dengesinin Kürtler leyhine bozulduğu Nahcıvan’da şu anki vali de Kürt kökenlidir.Urmiye’deki Türklerin göçetmesine karşın bölgeye İran’ın Zagros dağlarında yaşayan Kürtler göçettirilmektedir. Bundan 20 yıl önce %95 olan Urmiye’deki Türk nufüsu bugün iç ve dış güçler sebebiyle %50’ye gerilemiştir.İran’daki Kürtlerin Kerkük’e yerleştirildiği ve İsrail’deki Kürtçe bilen Yahudilerin de Kuzey Irak’a yerleştirilmesi göz önüne alındığında, kukla devletin ne denli yayılmacı bir siyaset izlediğini görebiliriz. Yani Barzani, Kürtleri bölgede yayarak, Kürtçülük siyaseti yapmakta ve sınırlarını habis bir ur gibi diğer ülkelere genişletmeyi amaçlamıştır. Tabii ki bu tasarının arkasındakilerin isteği kukla bir devlet, Batı Türkleri’nin fiziki birliğinin kopmasını, bölgenin istikrarsızlaştırılmasını ve Türkiye’nin büyümesinin engellenmesi olarak görülebilir.

İsrail Devleti’nin yoktan varedildiği unutulmamalıdır. Daha düne kadar adı anılmayan ve kabuledilmeyen Kuzey Irak ila Kürdistan adıyla Ahmet Davutoğlu’nun anlaşma imzalaması ve Abdullah Gül’ün bölgede Kürt bayrakları ile karşılanması son on yılda gelinen noktadır.İnsan ömrü için uzak ama devletler için yakın bir gelecekte, kukla devlet bölge için daha büyük sorunlar oluşturacaktır.Türkiye o günlerde zor duruma düşmemek için bugünlerde uyanık olmak zorundadır ve diğer Türklerle fiziki sınırını her koşulda teminat altına almasını bilmelidir.
Türklerin düzenli olarak Kafkasya ve Güney Azerbaycan’da toprak kaybetmiş olması, göçe ve eritime tabi tutulmalarının başlıca sebebi dış güçler değil, Türklerin birlik olmayışı ve Türkiye’deki siyasi iradelerin, dış Türkler konusundaki etkisizliğidir. Türkiye artık öyle bir noktaya gelmiştir ki Türklük anayasadan çıkarılmak üzeredir. Azerbaycan Halk Cephesi’nin yıllarca süren mücadelesi sonunda kazanılan bağımsızlık ve anayasaya eklenilen “ Azerbaycan Devleti bir Türk Devleti’dir ve dili Türkçe’dir ” maddesi, Elçibey’in darbe ile düşürülmesi ardından, KGB görevlisi Aliyev tarafından ‘Azerbaycan Azerbaycanlılarındır ’ olarak değiştirilmiştir. Benzer bir uygulama da günümüz Türkiyesinde yapılmak istenmektedir.Aliyev’in kimin görevlisi olduğunu tahmin edebiliyoruz ama aynı oyunu Türkiye’de yapmak isteyenler kimin görevlileridir merak ediyoruz.

Oyun sadece Türkiye üzerinde değil Türkler üzerinde de oynanmaktadır.Türkler aleyhinde atılan bu somut adımlar, varlık tehlikesi boyutlarına ulaşmadan engellenmelidir. Engelleme illa ki askeri olarak yapılmaz, akıllı siyaset ve kültürel önlemler alınırsa bu işin önüne geçilebilir.
19.4.2010
Ulubatlı

http://turkcutoplumcu.org